Taşeron ilişkisi, 3008 sayılı iş kanunda “üçüncü bir şahsın aracılığı” şeklinde tanımlanırken 1950 yılında 5518 sayılı kanunla yapılan değişiklikle “aynı iş ve teferruatında iş alan” kişiler “aracı” olarak tanımlanıyor. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda yapılan alt işveren tanımında da halen “aracı” kavramı kullanılıyor. 1475 sayılı iş kanununda ise “diğer işveren” kavramı yer almaktadır. 1980’li yıllarda taşeronlaşmanın yaygınlaşmasıyla “taşeron” “tali işveren” “alt ısmarlanan” “alt işveren ve “alt işletici” gibi kavramların kullanıldığına tanık oluyoruz.
Tüm bu tanımlarla birlikte taşeron ilişkisinde müteahhit kavramı da kullanılmakla beraber bu kavramın taşeron kurumundan farklı bir kurum olduğunu görmekteyiz. Nitekim müteahhit ilişkisi TBK m. 470’de düzenlenen eser sözleşmesinde bir eser meydana getirmeyi üstlenen kişidir. Ayrıca müteahhit kavramı 4857 sayılı iş kanununun 36. Maddesinde de yer almakta olup bu madde kapsamında müteahhitler, bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onarım işlerini alan kişiler olarak karşımıza çıkmakla birlikte müteahhitlerin sadece bu işlerle sınırlı olarak iş yapmadığı görülmektedir.
Asıl işveren işin tamamını müteahhide devreder. Bu durum ihale ile alınan işler açısından da geçerlidir. Yüksek mahkeme“işin tamamının devredilip edilmediği” ya da işin “anahtar teslimi verilip verilmediğini” alt işveren ve müteahhit ilişkisinin tespiti için kriter olarak almaktadır. Yani bir işin tamamı ihale ediliyorsa ihaleyi alan kişi müteahhit, işin bir kısmı ihale ediliyor ve asıl işte işven kendisi de işçi çalıştırıyorsa işi alan kişi taşeron olarak kabul edilmelidir.
4857 sayılı İK m. 2 kapsamında alt işvenin varlığından söz edebilmek için;
Şartlarının bir arada bulunması gerekir. Aksi takdirde alt işveren ilişkisinin varlığından söz edilemeyecektir.
Alt işverenlerin genel olarak mali bakımdan güçsüz olmaları ve özellikle alt işveren işçilerinin ücret ve diğer hakları noktasında mağduriyetlerinin önüne geçilmesi için işin yapılmasında yararı bulunan asıl işveren de alt işverenle birlikte sorumlu tutulmuştur.
İK m. 2/6 ve A.İ.Y.’de asıl işverenin alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak iş kanunundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre işçi iş yasasından iş sözleşmesinden veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ve yerine getirilmeyen yükümlülükler veya ödenmeyen hakları ile ilgili olarak (ihbar ve kıdem tazminatları, yıllık izin, ücret, fazla çalışma ücreti vb.) doğrudan doğruya asıl işverene de başvurabilecektir.
Yine 5510 sayılı kanunda alt işverenin tanımlandığı 12. Maddenin son fıkrasında ; “asıl işveren, bu kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur.” Denilerek müteselsil sorumluluk bir kez daha ifade edilmiştir.
Birlikte sorumluluk TBK m. 61ve 62.Maddelerinde yer almakla birlikle kanunun 66.Maddesinde hüküm altına alınan adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında özen yükümlüğünün yerine getirilmemesi bakımından da kusursuz sorumluluğu içermektedir.
Müteselsil sorumluluk işçilerin o işyerinde çalıştığı sürece ve alt işverenin bu işçilere karşı sorumluluğuyla sınırlıdır. Bu hükme göre işveren, alt işveren işçileri ile arasında sözleşme olmamasına rağmen müteselsilen sorumlu tutulmaktadır.
Hemen belirtelim ki burada söz konusu olan birlikte sorumluluk (müteselsil mesuliyet), "cezai" sorumluluğu kapsamaz; aksi halde bu tür bir uygulama ceza hukukunun "cezaların kişiselliği" (şahsiliği) ilkesine aykırı olurdu. Burada söz konusu olan birlikte sorumluluk, "hukuki" sorumluluktur.
İK m. 2/7 ve 2/8’de muvazaa ilişkisi hüküm altına alınmış olup hüküm uyarınca; “Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”
Bu düzenleme uyarınca asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam edilmesi suretiyle hakları kısıtlanamayacak veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamayacaktır.Muvazaanın varlığı yalnızca madde hükmündeki iki kriterle sınırlı değildir. Nitekim 2. Maddenin gerekçesinde; “Yargıtay’ın tespitlerinde muvazaalı işlemlerin belirli ölçütlerle açıkça ortaya konulduğuna…” işaret edilmekte ve bu düzenlemenin amacının asıl işveren alt işveren ilişkisinin kötüye kullanılmasına fırsat yaratmamak olduğu ifade edilmektedir.
Bu durumlarda açılacak işe iade davalarında aradaki ilişkinin muvazaalı olduğu kabul edilirse alt işveren yönünden açılan davada davanın husumet yönünden reddi ile işçinin asıl işverene iadesi gerekir.